BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ
Kadın- Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜKÇAM)

 

Duyurular
İstanbul Sözleşmesi'ne Sahip Çıkıyoruz!

HASUDER-KADIN VE TOPLUMSAL CİNSİYET GRUBU OLARAK “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE” SAHİP ÇIKIYORUZ VE DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ!.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”; 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan, bu nedenle de “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen uluslararası bir sözleşmedir. İlk imzacı ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğu ve 2012 Mart ayında tüm partilerin destekleyerek TBMM’nin onayladığı bu sözleşmeye dayalı olarak hazırlanan 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” da kadınların şiddetten korunmasının güvencesidir. Ayrıca, Anayasa’nın madde 90/5 uyarınca, İstanbul Sözleşmesi bizim için kanun hükmündedir; İstanbul Sözleşmesi ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, İstanbul Sözleşmesi hükümleri esas alınır.

İstanbul Sözleşmesi’nin temel amacı, kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi (biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın) şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak; kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirme yolu da dâhil olmak üzere kadınlarla erkekler arasında maddi (fiili) eşitliği sağlamak; ev içi şiddetin tüm mağdurlarının ve kadına yönelik şiddet mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı çerçeve, politika ve önlemler geliştirmek; kadına yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak; kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamaktır.

Sözleşme’nin en önemli özelliği; kadınlara yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin olarak “koruma, önleme, kovuşturma, yargılama ve bütüncül politikalar geliştirme gibi dört temel alanda maddeler içermesidir. Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyenSözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı yasaklamaktadır.

Sözleşmede;“Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir” denmektedir. Aynı düzenlemeler Anayasa’da da vardır. Anayasa’nın 10. Maddesi; herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu güvence altına almaktadır. Yani, devlet bütün vatandaşlarını şiddete karşı korumakla yükümlüdür.

Sözleşmede, “toplumsal cinsiyet”, toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü, toplum tarafından biçilmiş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak tanımlanmaktadır. Kadın ve erkeğin bu roller nedeniyle ayrımcılık yaşamaması, haklarda eşit olmasından söz edilmektedir. Anayasa’nın 10. maddesinde de devletin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama yükümlülüğünü düzenleyerek “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” denmektedir. Yani, devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Tanımlamalar bu kadar açık ve net olduğu halde, bunları çarpıtarak toplumu yanlış yöne sürüklemeye çalışmanın, kadına yönelik şiddeti, kadın cinayetlerini meşrulaştırma çabaları olarak görülmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Biz emeğini ve ömrünü insan sağlığına adamış halk sağlığı uzmanları olarak İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yetkililer tarafından ifade edilen “gerekirse imzamızı çekeriz” sözlerinin anlamını merak ediyoruz ve eğer bir yanıtı var ise bunun Türkiye’deki tüm insanlara açıklanmasını istiyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nin bütün maddeleri kadına yönelik şiddete karşı alınacak önlemler ile ilgilidir. Sözleşme, ev içinde şiddete uğrayan herkesi (kadın, çocuk, yaşlı erkekler, engelliler gibi pek çok grubu) şiddete karşı korumaktadır. Aynı düzenlemeler Anayasa’da da mevcuttur. Buna karşı mı çıkmalıyız?

Yanıtlarını merak ettiğimiz diğer sorularımız:

  • Temelini İstanbul Sözleşmesi’nden alan 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”a karşı çıkarak kadınların şiddete uğramasına ve öldürülmesine seyirci mi kalmalıyız?
  • Bu Kanun gereğince kurulan, şimdilik sayıları yetersiz olsa da son derece yerinde ve gerekli olan bir mekanizma olan ŞÖNİM’leri mi kapatmalı mıyız?
  • “Toplumsal cinsiyet” sözcüğünün ne anlama geldiğini anlamadan, bilmeden, Sözleşme’yi okumadan, onu amaçlı olarak çarpıtanların medyada akım şeklinde dile getirdiği bahaneleri ciddiye alarak ve Anayasa’nın 10.maddesine karşı çıkarak kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip değildir, bazılarına şiddet uygulanabilir mi demeliyiz?”

Biz insan sağlığından sorumlu ve bu alanda emek vermiş ve hala veriyor olan HALK SAĞLIĞI UZMANLARI olarak HERKESİ,

Hakkında suni fırtınalar kopartılmaya çalışılan İstanbul Sözleşmesi’ni art niyetsiz bir şekilde, peşin hüküm vermeden ve esas metinden yan anlamlar çıkarmadan dikkatlice OKUMAYA,

DEVLETİ ve her düzeyde SORUMLULUK taşıyanları ise KADINLAR İÇİN YAŞAMSAL ÖNEMİ OLAN bu SÖZLEŞMEYE SAHİP ÇIKMAYA
DAVET EDİYORUZ
!

HASUDER- Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu