BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ
Kadın- Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜKÇAM)

 

Duyurular
"8 Mart Dünya Kadınlar Günü Bağlamında"

TOPLUMSAL CİNSİYETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

Prof.Dr. Ayşe AKIN

Başkent Üniversitesi. Kadın –Çocuk Sağlığı ve AP

 Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜKÇAM)  ve BÜ Tıp Fak. Halk Sağlığı AD

1948 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımladığı şekli ile “ Sağlık ; sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, bireyin bedenen, zihnen ve sosyal yönden tam iyilik halinde olmasıdır. Yani sağlığın aynı önemde 3 yönü vardır ve bu 3 yön birbiri ile son derece yakın ilişkidedir.

 Kadın, sağlığının en güçlü belirleyicilerinin başında kadının statüsü gelmektedir. Eğer kadının eğitimi yeterli, ekonomik özgürlüğü mevcut ve toplumda cinsiyeti nedeni ile farklı muamele görmüyorsa diğer bir ifade ile cinsiyeti nedeni ile ayırımcılığa uğramıyorsa, sonuçta kendi sağlık bilinci daha iyi, doğurganlığı ile ilgili kararları verebilen, haklarını kullanabilen, gereksinimi olan sağlık hizmetlerine zamanında ulaşabilen bir birey olmaktadır.

Bu bağlamda dünyadaki durum incelendiğinde;

Kadınlar dünya nüfusunun yarısını oluşturmakta ancak dünya gelirinin 1/10’una, Çalışma süresinin 2/3’üne, mülklerin 1/100’üne sahiptirler. Kadınların beklenen yaşam süreleri daha uzun ancak yaşam niteliği daha kötüdür.

Dünyadaki 3,1 milyar yoksul insanın %70’i kadın olup,  720 milyon okur-yazar olmayanların da %70’i kadındır. Beslenme bozukluğu ve kansızlık görülmesi kadınlarda iki   misli daha fazladır. Aynı tür işte çalışan kadına, erkeğe göre %30-40 daha az ücret ödenmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde 7 erkek yöneticiye karşılık 1 kadın yönetici mevcuttur

Parlamentolardaki sandalyelerin %10’u,  kabinedeki bakanlıkların ise sadece %6’sı kadınlara aittir.

Gelişmekte olan ülkelerde trajedi boyutunda olan Anne Ölümleri gerek uluslararası gerekse ulusal düzeyde öncelikli bir konu değildir. Genellikle ihmal edilir, görmezden gelinir. Çünkü bu  kadınlar, statüleri düşük “önemsizdirler” onların “insan hakkı” olan yaşam hakları bile ellerinden alınmaktadır. Bu kadınlar genellikle ücra yörelerde yaşarlar, yoksul ve eğitimsiz ve güçsüzdürler.

Dünyanın her kültüründe, “normal” veya “geleneksel” sayıldığı için göz ardı edilen “ kadına yönelik şiddet biçimleri” bulunmaktadır. Okuyunca üzen bazı örnekler: İran’da, çoğunluğu etnik Arap olan Kuzistan bölgesinde, iki aylık bir süre içinde 20 yaşından küçük 45 kadın, yakın akrabaları tarafından “namus” cinayetine kurban gittiği yazılmakta; Hindistan’da yılda yaklaşık 15,000 çeyiz cinayeti yaşanmaktadır. Bunların çoğu kaza süsü verilen mutfak yangınları sonucu olduğu bildirilmektedir.  Günümüzde toplam sayıları 700 milyon civarında olan çocuk yaşta evlendirilmiş olanların sayısına, gelen on yıl içerisinde henüz 18 yaşına basmamıç milyonlarca kız çocuğu daha eklenecektir.  

Kız çocuğu ölüm nedenleri arasında ihmal ve ayrımcılık daha sık görülmekte, fetüs dişi ise gebeliğin düşükle sonlandırılması daha sıktır.

 

Kadınların cinsel duygularının yok edilmesi amacıyla, çoğu Afrika ülkelerinde olan 200 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu kadın sünneti olmuştur ve her yıl 2 milyon kız çocuğu ve kadın bu riskle karşı karşıyadır, örneğin Mısır’da 15-49 yaş arası evli kadınların   %97’si kadın sünneti olmuştur, Somali’ de  bu oran daha da yüksektir (WHO).

Acaba tarih boyunca kadın ve erkekler  için hangi roller biçilmiş neler düşünülmüştü ;

Kadın ve  erkek  arasındaki mücadele, ayrımcılık  daha Adem ve Havva’yla başlamış olup hala sürmektedir. Örneğin, 13.yüzyılda inanılan,  Tanrının belirlediği bir iş bölümüne göre devlet yönetme sanatı kadınların değil erkeklerin göreviydi;

15.yüzyılda   “kadınların gerekli olması eşit oldukları anlamına gelmiyor” deniliyordu.

16. yüzyılda, İbni Yahya: kadınların erkeklerden daha değerli olduğunu savundu. Ona göre bu, Adem’in çamurdan, Havva’nın ise Ademin kaburga kemiğinden yaratılmasından da anlaşılabilirdi! Diyordu…..

1778 İngiltere’de bir yazar: “Woman is not inferior to man”  kitabında, cinsiyetler arasında  “önemli” bir fark olmadığını savunuyordu. Kadınların mevcut düşük statülerinin nedeni, eğitimlerinin yetersizliğiydi ve buna bir çare bulmak gerekiyordu. Başka bir yazar ise, “kadınların erkekler gibi insan olduklarını ve kesinlikle farklı bir kökenden gelmedikleri” uyarısında bulunuyordu!

Yeniçağda “kadın eksik erkek miydi?” tartışmalarının sürdüğünü görüyoruz.

Evet, kadınlar erkeklerden eksikti. Ancak, kadınların düşük statülerinin yani bu eksikliklerinin nedeni eğitimlerinin yetersiz olmasıydı ve buna bir çare bulunması gerekiyordu.

19.YY’da erkek ve kadın alanları birbirinden kesin olarak ayrılmış olup, “çalışma hayatı ve dünya” erkek işi, “ev ve evcimenlik” kadının işidir,“devlet erkeğin”, “aile kadının” olarak resmedilmiştir. Artık tek cinsiyet modelinin yerini iki cinsiyet modeli almıştır.19. yüzyılda ortaya çıkan kadın hareketlerinde temel sorunlar: eğitim-istihdam, medeni Yasa’da reform talepleri idi ve oy hakkı mücadelesi başlatıldı. Bu çabaya tam bir yurttaş olma çabası da denebilir. Oy hakkı yalnızca karar alma sürecine katılmak anlamına gelmiyor, her şeyden önce ulusa aidiyeti de simgeliyordu.

20. Yüzyılın ilk yarısında yaşanan 2 Dünya Savaşının ve savaşta kadınların özellikle ekonomik hayatta aldıkları rol, cephe gerisindeki üstlendikleri rollerle haklılaşmış ve bu yıllarda kadın emeği ve desteğine gereksinim duyan “erkek ulus” kadınları yok sayamamış ve oy hakkını kabul etmiştir.

Günümüzde; kadının sosyalleşme süreci daha çok “iyi eş” ve “iyi anne” olmaya yönelik olurken, erkekler dış dünyaya ve aile reisi olmaya yönelik olarak sosyalleşmektedirler.

Ataerkil değer yargılarına bağlı olarak toplum, erkek çocuğa daha fazla değer vermektedir.

Ailenin ekonomik imkanları yeterli ise kız çocuklar da okutulmakta, ancak ekonomik zorluklar nedeniyle tercih yapmak gerekirse erkek çocuklar tercih edilmektedir. Böylece kadınların eğitim düzeyleri erkeklere göre geri kalmaktadır.

 

Geri kalmış ülkelerde “yanlış anlamak için özel gayret sarf edilen bir kavram” - “Toplumsal cinsiyet (gender)”: Toplumun kadın ve erkeğe cinsiyeti nedeni ile biçtiği rol – ondan olan beklentileridir. Fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması ve kullanımında,   hizmetlere ulaşmada bireyin cinsiyeti nedeni ile ayrımcılık yapılmaması olarak tanımlanan “Toplumsal cinsiyette eşitlik”, olması gereken - ancak günümüzde çok az ülkede başarılabilen bir durumdur.

 

Denilebilir ki; Dünyada, kadın ve erkek geleneksel olarak daha doğmadan başlayıp ölümüne dek farklı bir sosyal kalıba konulmaktadır. Toplumsal cinsiyet ayırımcılığı diye ifade edilen

Cinsiyete ilişkin toplumsal kalıp yargıların kuşaktan kuşağa aktarılması, kadın ve erkeğin ev içinde oynadığı geleneksel rollerin çocuk için model oluşturması, kalıp yargıların değişmeden kalması ve kuşaktan kuşağa aktarılması sonucunu doğurmaktadır.

Sonuçta bu kalıp-yargılar kadının fiziksel, zihinsel ve sosyal tam iyilik hali olarak tanımlanan sağlığını da etkilemektedir.

Kadınlara karşı ayrımcılık, politikalar aracılığı ile kurumsallaşmaktadır, olumsuz kalıp-yargıların boyutu ve kadınları etkileme derecesinin fazlalığı yorum gerektirmeyecek kadar açıktır.

Kadınlarla ilgili hala devam eden olumsuz tablo çok yaygın olup tarih boyunca çeşitli çabalar sarf edilmiştir;

Kadın Konularına Uluslar arası Yaklaşım incelendiğinde görülmektedir ki ;

  • Birleşmiş Milletler (BM) sisteminde “Kadının Statüsü Komisyonu” kuruldu 1946.
  • BM 1975’i Uluslararası Kadın Yılı olarak deklare etti
  • BM “1975-1985” i BM-Kadın on yılı olarak deklare etti
  • Kadın on yılında, kadının statüsünü olumlu etkileyen pek çok aktiviteler yapılmıştır, örneğin;

 

  • 21 Haziran 1946’da Birleşmiş Milletler bünyesinde Kadının Statüsü Komisyonu kurulmuştur. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseye (ECOSOC) bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Komisyon, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlendirilmesi konularında çalışmaktadır.

 

  • Yine BM bünyesinde İnsan Hakları Bölümüne bağlı Kadının Statüsü Birimi oluşturulmuştur.
  • Birim daha sonraki süreçte Kadının İlerlemesi Bölümü (DAW) adını alarak Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümünün bir parçası olarak çalışmaya başlamıştır.

Kadın Konferansları ve konuyla ilgili önemli olaylar:

  • Birinci Dünya Kadın Konferansı 1975’te Mexico City’de, yapılmış ve ortaya çıkan Eylem Planı'nda, BM'ye üye ülkelerde kadın sorunlarına çözüm getirecek ulusal mekanizmaların kurulması önerilmiştir.
  • Birleşmiş Milletler, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etmiştir .(8 Mart; 1857 yılında New York’ta eşitlik ve ekonomik istemlerle yaptıkları grev sırasında çıkan yangında, bir tekstil fabrikasında çalışan 129 kadın işçinin yaşamını yitirdiği gündür).
  • “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” BM Kadın On Yılının en önemli çıktısı olan CEDAW dır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilmiş, 1980 yılında üye ülkelerin imzasına açılmıştır. 18 Mart 2005 tarihi itibariyle 180 ülke sözleşmeyi onaylamış, Türkiye CEDAW’ı 1985 yılında imzalamış, 1986 yılında TBMM tarafından onaylanmıştır.
  • CEDAW “ her iki cinsiyetin eşit olduğunu, hiçbir cinsiyetin diğerinden üstün olamayacağını ve ne erkek ne de kadın için sterotip / kalıp rollerin olmaması gerektiğini vurgulamaktadır.
  • Ülkelerdeki uygulamaları izlemek üzere (CEDAW-İzleme Komitesi) oluşturulmuş olup halen fonksiyonunu sürdürmektedir.
  • Avrupa Konseyi,1979 yılında kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik ilk komitesini kurmuştur. Bunu 1987 yılından itibaren fonksiyonları genişletilmiş diğer komiteler izlemiştir.
  • İkinci Dünya Kadın Konferansı, 1980 yılında Kopenhag'da yapılmıştır.
  • 1981’de “25 Kasım”  Uluslararası “kadına yönelik şiddete hayır” günü olarak kabul edilmiştir.
  • Nairobi'de, 1985 yılında "Kadın İçin Eşitlik, Kalkınma ve Barış konularında Birleşmiş Milletler Kadın On Yılının Başarılarının Gözden Geçirilmesi ve Değerlendirilmesi" amacıyla Üçüncü Dünya Kadın Konferansı yapılmıştır. Konferansta “Kadının İlerlemesi İçin Nairobi İleriye Dönük Stratejileri” kabul edilmiştir. Kadına yönelik şiddet, bu stratejiler içerisinde “gelişme ve ayrımcılık” başlığı altında ele alınmıştır.
  • Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı 16 Gün Kampanyası İlk kez 1991’de Kadınların Küresel Önderliği Merkezi (ABD) kadına yönelik şiddete karşı 16 günlük uluslararası bir kampanya başlatmıştır. (Her yıl 25 Kasım 10 Aralık)
  • Kadına Yönelik Her Tür Şiddetin Ortadan Kaldırılmasında bir strateji olarak kullanılan 16 Gün Kampanyası kapsamında;
  • Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusundaki sözlerini uygulamaya koymaları için hükümetlere baskı araçları geliştirmek hedeflenmiştir.1991 yılından bu yana, 130 ülkeden yaklaşık 1700 kuruluş 16 Gün Kampanyası’na katılmıştır!
  • Kadın Erkek Eşitliği Yönlendirme Komitesi (CDEG),1992 yılında Avrupa Konseyi bünyesinde kurulmuştur. Konsey içerisinde kadın erkek eşitliği konusundaki en öncelikli kuruluştur.
  • Kadının insan hakları kavramını Birleşmiş Milletler süreçlerine sokan Haziran 1993 Viyana Dünya İnsan Hakları Konferansı UA kadın hareketi için bir dönüm noktası olmuştur. 1993 Konferansı’nın kadın haklarının insan hakları olduğunu dünya gündemine taşımak için iyi bir fırsat olduğu düşüncesiyle harekete geçen dünya kadınları, dünyanın dört bir köşesinden kadın kuruluşlarının ve bağımsız kadınların katıldığı büyük bir Kadının İnsan Hakları kampanyasında buluştu. Bu başarılı kampanya sonunda devletler düzeyindeki Dünya İnsan Hakları Konferansı “kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının, evrensel insan haklarının ayrılmaz, bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası” olduğunu kabul etti. O güne kadar, “özel alan” içinde yer aldıkları için devletlerin yetki alanına girmediği varsayılmış olan insan hakları ihlalleri, devletlerarası resmi konferansların gündemlerine uluslararası kadın hareketi tarafından sokulmuş oldu. Aralık 1993’te özel olarak kadına karşı şiddeti ele alan ilk insan hakları belgesi olarak BM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 

 

  • 1994- ICPD (Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı-Kahire)
    Üreme Sağlığı, üreme hakları kavramı ilk kez dünya gündemine gelmiştir. Üreme sağlığında, her iki cinsiyet, bütüncül yaklaşım, güvenli annelik, kadın erkek eşitliği, iş hayatına katılım ve kız çocuklarının eğitimi gibi konulara dikkat çekilmiştir.

 

  • Dördüncü Dünya Kadın Konferansı: 1995 yılında Pekin'de gerçekleştirilmiştir. 

189 ülke temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirilen Konferansın sonucunda Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu isimli iki belge kabul edilmiştir.

  • Kadın ve Yoksulluk,
  • Kadınların Eğitimi ve Öğrenimi,
  • Kadın ve Sağlık,
  • Kadına Yönelik Şiddet,
  • Kadın ve Silahlı Çatışma,
  • Kadın ve Ekonomi,
  • Yetki ve Karar Alma Sürecinde Kadın,
  • Kadının İlerlemesinde Kurumsal Mekanizmalar,
  • Kadının İnsan Hakları,
  • Kadın ve Medya,
  • Kadın ve Çevre,
  • Kız Çocuk,

Pekin Konferansında belirlenen 12 kritik alandır

 

  • Pekin + 5, New York (5 - 9 Haziran 2000);Kadının İlerlemesi İçin Nairobi İleriye Dönük Stratejiler ve 1995 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) Dördüncü Dünya Kadın Konferansı sonucunda kabul edilen Pekin Deklarasyonu ve Pekin Eylem Platformunun tam olarak uygulanması amacıyla 59 ülkeden katılımcılarla Haziran 2000’de New York’ta, 5 yılda edinilen kazanımlar, karşılaşılan engeller, son beş yılda dünyada meydana değişmelerin kadın gündemine yansımaları ve geleceğe yönelik eylem ve girişimlerin ele alındığı “Kadın 2000: 21. Yüzyıl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış (Pekin+5)” başlıklı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Özel Oturumu gerçekleştirilmiştir.
  • 1999, 6 Ekim BM Genel Kurulu oy birliği ile CEDAW – İhtiyari Protokolünü kabul etti, imzaya açıldı, 2000 yılında resmiyet kazandı.

 

  • Yeni Bin yıl Kalkınma Hedefleri Bildirgesi (BM, 2000)
  1. Mutlak yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması,
  2. Herkes için evrensel temel eğitim hedefine ulaşılması,
  3. Toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik ederek kadının durumunun güçlendirilmesi
  4. Çocuk ölümlerinin azaltılması,
  5. Anne sağlığının iyileştirilmesi,
  6. HIV-AIDS, sıtma ve diğer salgın hastalıklarla mücadele edilmesi,
  7. Çevre ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması,
  8. Kalkınma için küresel işbirliğinin geliştirilmesi.

NOT: Günümüzde BM-2000 yılı hedefleri üzerinde tekrar çalışılarak yenilenmiş ve sonuçta 2030 yılına dek toplam 17 hedef belirlenmiştir.

 

Bu yazı kapsamında ele alınan konu yönünden özel bir önemi olan  bir diğer toplantı da ;  “Birleşmiş Milletler (BM) Kadının Statüsü Komisyonu (KSK) 51. Dönem Toplantısı” dır ; 26 Şubat-9 Mart 2007 tarihleri arasında New York’ta gerçekleştirilmiştir.

 

  • KSK 51. dönem toplantısının ana temaları “Kız çocuklarına ve Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ve şiddetin önlenmesi" ve "Sonuç belgesinin uygulanması sürecinin değerlendirilmesinde erkeklerin ve erkek çocuklarının cinsiyet eşitliğine ulaşmadaki rolü" olarak belirlenmiştir.
  • Yaklaşık 15 sayfa olan “Sonuç Belgesinde”,  daha önce BM’ ler öncülüğünde yapılmış olan Dünya Çocuk Zirvesi, Kahire’de 1994 de yapılmış olan ICPD, 1995’te Pekin de yapılmış olan IV. Dünya Kadın Konferansı gibi toplantılar ve bunların üye devletler tarafından kabul edilmiş olan CEDAW, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Bin yıl kalkınma hedefleri, Eylem Planları gibi belgelere atıfta bulunularak bunların geçerliliği ve oradaki maddelere uyulması gerektiği bir kez daha teyit edilmektedir.
  • Kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddetin kınanması, devletlerin bu tür şiddeti ortadan kaldırma yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmak amacıyla gelenek, görenek veya dini düşünceye başvurmaktan uzak durulmaları şiddeti teşvik eden, meşrulaştıran veya hoş gören tutumların kamuoyu önünde teşhir edilmesi ve ortadan kaldırılması istenilmiştir.

 

Türkiye’de Atatürk’ün önderliğinde başlatılan “kadının statüsünün yükselmesinde” son derece etkili olan ilerlemeler daha sonraki yıllarda da devam etmiştir özellikle kadının statüsü ve sağlığında çok yönlü, bütüncül yaklaşımlarla, çok disiplinli ve çok sektörlü işbirliği ve çabalarla ciddi mesafeler alınmıştır. Ne var ki; Cumhuriyetle elde edilen kazanımlar korunmalı ve asla geriye doğru gidilmeden bunlar yenileri eklenmelidir. Kadının elde ettiği hakları kaybettirmeyen “eğitim, sağlık, insan hakları” gibi yaşamsal alanlarda ilerici adımlar atılarak geçmişte ulaşılan ivme sürdürülmelidir. En son  Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye,  2018 yılı toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde  analizi yapılan 149 ülke arasında 130. Sıradadır ve bu  sonuç, Cumhuriyetin Aydınlık Türkiye’si için son derece  “üzücü olmaktadır….